“AJANLIK OYUNU” – 12×01 İncelemesi

Published On 15 Ocak 2020 | By İrem Duygu Doğan | İncelemeler

Nihayet o gün geldi, yeni sezon başladı. 11. sezonu ne kadar dört gözle beklediysem, ne kadar heyecanlanıp sabırsızlandıysam, bu sezon için o kadar isteksiz ve endişeliydim. Sizin de bildiğiniz üzere geçen sezondan o kadar haz etmemiştim ki, yeni sezonu izlememe kararı alacaktım az kalsın. Yine de yapamadım işte, yılların getirdiği alışkanlık üzerine bu sezona da başladım. Sezonun ilk bölümünün incelemesine başlayalım…

Yeni sezonun ilk bölümü beni bunu yaptığıma pişman etmedi neyse ki. Geçen sezondan sonra Chibnall‘ın yazdığı bir bölümü defalarca izlenecek Doctor Who bölümleri listeme sokmam sanıyordum ama Spyfall bunu başardı. En azından bölümün ilk kısmı başardı diyeyim. Chibnall‘ın ikinci kısımda batırma ihtimalini hala yüksek tutuyorum.

Jenerik öncesi sahneleri severiz…

Bölüme bir geleneğin geri getirildiğini görmenin sevinciyle başladım. Jenerikten önce gösterilen sahnelerden bahsediyorum. 11. sezonun en büyük yanlışlarından biri, bölüme direkt jenerik ile başlamalarıydı. Bölümün ilgi çekiciliğini artıran bu geleneğin geri getirilmesi şahsen beni baya mutlu etti.

Bu sahnelerde gördük ki, MI6‘in dünyanın dört bir yanına dağılmış ajanları birer birer belli olmayan yaratıklar tarafından avlanıyor. Hal böyle olunca MI6‘in Doktor ve arkadaşlarını toplamaktan başka çaresi kalmıyor tabii…

Ryan, dispraksisini yavaş yavaş atlatma safhasında basketbol oynarken, Yaz en az kendisi kadar can sıkan ailesinden kurtulmaya çalışırken, Graham da rutin muayenesindeyken görüyoruz. Ajan oldukları her hallerinden belli birtakım güneş gözlüklüler tarafından apar topar arabalara bindirilip Doktor’un yanına götürülüyorlar. Doktor da bu arada olanlardan habersiz, yeni maceralara atılmak için arkadaşlarını beklerken TARDIS‘ini tamir ediyor. Hiçbir şey sormadan o da arabaya atlıyor ve bilmedikleri bir yere doğru yola çıkıyorlar. TARDIS‘le de gidebilirlerdi ama olsun.

Ajan bey, siz kimlerdensiniz?

Nereye götürülüyorlar, ne için götürülüyorlar, götürenler kim? Bunlar sorulmuyor. Halbuki bunlar sorulsaydı ve cevaben “MI6” denseydi,.. En azından bu denseydi! TARDIS ekibinin birbirleriyle saçmasalak konuşmalarına katlanmak zorunda kalmazdık. Onlar konuşurken arabanın navigasyonu ele geçiriliyor ve şoför yok ediliyor. Arabayı ele geçiren yaratık, ekibi tam inşaat alanına sürüp öldürecekken Doktor yaratığın silahıyla yaratığı etkisiz hale getiriyor. Ve MI6‘in başındaki C ile bu arada tanışıyoruz(Stephen Fry’ın konuk oyunculardan biri olacağının haberini yapmıştık.).

MI6 karargahına gelen Doktor, acı bir gerçekle, artık güldürmeyen bir yanlış anlaşılmayla karşılaşıyor… Evet, “Doktor erkek ama?” yanılgısı, Yine, yeniden. Bunu geçen sezon dilediği kadar yapıp önüne bakabilecekken, bu sezon da devam ettirme kararı almış Chibnall. Hem ayrıca, koskoca MI6 Doktor’un kadın bedenine geçtiğini nasıl bilemez ki acaba? Neyse… C, Doktor‘un kim olduğunu öğrenince direkt konuya giriyor. Bu arada C’nin Torchwood ve UNIT‘ten bahsetmesi beni ne kadar sevindirdiyse, Doktor’un “Artık yoklar” demesi canımı o kadar yaktı…

MI6'in başındaki isim 'C'. C rolüyle diziye konuk olan Stephen Fry'ın karizmatik bir sahnesi.

MI6’in başındaki isim ‘C’. C rolüyle diziye konuk olan Stephen Fry’ın karizmatik bir sahnesi.

Ha domates ha domat: VOR

Anlaşılıyor ki, bilinmeyen bazı varlıklar dünya üzerinde ne kadar MI6 ajanı varsa hepsinin -gerçek anlamda- içlerini boşaltmış. Ve bu ilginç saldırının arkasında Daniel Barton adında, MI6‘le işbirliği yaparken birden bundan vazgeçen bir milyarder olduğundan şüpheleniliyor. VOR adında bir şirkete sahip bu milyarderin burnunu sokmadığı hiçbir alan kalmamış. İnternet uygulamalarından reklama, tıbbi araştırmalardan veri taramasına kadar… Doktor bu işi tek başına çözemeyeceğini düşününce, C‘den bu işle bağlantılı en iyi adamını istiyor. Cidden, tüm Doktorlar arasında en kendine güven konusunda problemler yaşayan Doktor 13 herhalde… C her ne kadar hiçbir yerde bulamadıklarını anlatmaya çalışsa da Doktor için bu bir problem olmuyor, çünkü Doktor adamı çoktan tanıyor ve onunla mesajlaşıyor olduğunu öğreniyoruz.

C, Daniel Barton’ın iki hatta üç taraflı bir ajan olmasından korktuğunu söylerken, karargah saldırıya uğruyor. C -bence- uyutuluyor veya bayıltılıyor. Öldürüldüğünü düşünmüyorum. Çünkü Stephen Fry‘ı sadece 5 dakikalığına görmek bana yetmedi, umarım ikinci kısımda da karşımıza çıkar…

Ekip TARDIS‘e kaçarken, bilinmeyen yaratıklardan biri de TARDIS‘e girmeye çalışıyor. Fragmanda bu sahne de vardı ve ben gerilim dolu bir bölümden gösterilen bir sahne sanmıştım. Umarım bu yaratıklar, hayalimde TARDIS‘i istila etmeye geldiklerini düşündüğüm yaratıklardan daha korkunçlardır da, ikinci bölümde hayal kırıklığına uğramam… TARDIS‘in duvarlarından bile geçebilecek derecede güçlü yaratıkların harcanmasını istemem açıkçası.

Yaz’ın rol yapmasına sebep olan hain(!) hikaye

TARDIS‘e giren yaratıktan kurtulan ekip, ikiye bölünüyor: Ryan ve Yaz, Daniel Barton‘ı araştırmak için Amerika‘ya, Doktor ve Graham da bu olayları araştırırken inzivaya çekilen “eski dost”u ziyarete Avustralya‘ya gidiyor. Ryan ve Yaz‘ın ortalıkta boş boş durması yerine aksiyon içinde yer almalarına sevindim. Birden fazla yol arkadaşının amacı bu olmalıydı zaten. İşe yaramayacaklarsa ekibe dahil olmalarının anlamı ne?

Ryan&Yaz ikilisi Barton‘la görüşmek üzere gazeteci ve fotoğrafçı olarak holdinge giriş yapıyor. Oyunculukları yine yerlerdeydi bu sahnelerde ama dedim ya, en azından bir işe yarıyorlar. Barton’ı konuştururken DNA taraması yapıyorlar ve adamın %7’sinin uzaylı olduğu ortaya çıkıyor. Barton “acele işim çıktı” deyip sıvışınca araştırmaları yarım kalan ikili, geceyi ofiste geçirmeye karar veriyor. Kamera kayıtlarından kendilerini siliyorlar falan ama ne hikmetse kaydedilmeye devam ediyorlar… Barton gece ofise döndüğünde saklanıyorlar ve Barton’ın o ne idüğü belirsiz yaratıklarla işbirliğinde olduğunu görüyorlar. Yaz araştırmasına devam ederken, görünmeyen yaratık Yaz‘ı ne idüğü belirsiz bir yere gönderiyor… Doktor ve Graham ise Avustralya’ya iniş yapıyor ve “eski dost” ile tanışıyoruz: O!

‘O’

“O”

Doktor‘un erkek bedenindeyken sadece bir defa görüp WhatsApp‘tan mesajlaştığı ajan, meğer yıllardır bu bilinmeyen ve görünmeyen gizemli yaratıkları araştırıyormuş. Ancak MI6‘te alay konusu olmaktan öteye gidememiş ve inzivaya çekilmiş. Ama araştırmasına da hız kesmeden devam etmiş. Bu arada aynı MI6 gibi Avustralya Gizli Servisi de Doktor‘u tanımıyor, TARDIS‘in ne olduğundan habersiz… Nasıl olabilir ki böyle bir şey? Daha 3 sezon öncesine kadar Doktor “Dünya Başkanı“ydı. Klasik seriyi de hesaba katarsak, yıllardır Dünya’da, çeşitli uzaylı tehditlere karşı savunma organizasyonlarıyla el ele kol kola bu şahıs. Nasıl tanınmıyor?

Maalesef tanınmıyor işte… Doktor, TARDIS‘in bile işe yaramaz kaldığı bu ortamda, O‘nun derme çatma evindeki araştırmalarından medet umuyor. Onlar bu olanlara bir anlam yüklemeye çalışırken, ev bilinmeyen yaratıklar tarafından kuşatılıyor. O, yaratıkları evin etrafından uzaklaştırmayı başarıyor, biri hariç. O yaratığı da evin içinde hapsediyorlar ve sorgu başlıyor… Yaratıkların başka bir evrenden geldiğini, insan formunu insanlarla dalga geçmek için seçtiklerini ve gayelerinin -uçsuz bucaksız uzaydaki her yaratık gibi- evreni ele geçirmek olduğunu öğreniyoruz. Ve bunlar yaşanırken nasıl olduysa Yaz ve yaratık yer değiştiriyor.

Ekip, O‘nun mütevazı evinde bir araya geliyor ve Yaz‘ın “Öleceğimi sandım” deyip ağlamasını izlemek zorunda kalıyoruz. Şahsen acı vericiydi benim için. Ama acı veren kısım Yaz‘ın başına gelenler değildi. Kim olduğunu bilmediğin biriyle bilmediğin yerleri geziyor, ne olduğunu bilmediğin şeylerle karşılaşıyorsun ve “ölme ihtimalin” aklına anca mı geliyor Yaz? Ryan da aynı şekilde, ajanlık hakkında en ufak bilgisi olmamasına karşın ajanlık yapmaya gidiyor. Graham desen, Doktor hakkında hiçbir şey bilmiyor, bir zamanlar erkek bedeninde olduğunu bile. Buna rağmen üç arkadaş da Doktor‘a ölümüne güveniyor, peşinden gidiyor, en ufak itirazları bile olmuyor. Çok sinir bozucu bir durum bu. Umarım bu sezon ufaktan da olsa sesleri çıkmaya başlar.

Özlemek ve de düşünmek: Murray Gold

Barton‘ın bilgisayarında yaratıklardan bir iz arayan Doktor aradığını buluyor. Ve yaratıkların bir kısmının Dünya’daki ajanlarla yer değiştirip her bir yana dağıldığını görüyoruz. Ve can alıcı soru O‘dan geliyor: Uzaylı ajanların Efendisi kim?

Herkes Barton olduğunu düşünüp onun doğum günü partisine gidiyor. Casino temalı partiye de tabii, James Bondvari gitmek lazım, değil mi? Bu arada James Bondvarilik, kıyafetlerle sınırlı kalmıyor. Bestelerde de esinlenme görüyoruz. Açıkçası geçen sezonda olduğu gibi bu sezon da besteler konusunda pek ümitli değildim. Ama şaşırtıcı şekilde emek verilmiş bu sefer. Umarım sadece sezon açılışı için geçerli değildir bu durum. Murray Gold‘u özlemekten bıktım…

Doktor, partide Barton’ı sözde sorguluyor ama pek de düşündüğü gibi olmuyor sorgu. Benim bildiğim Doktor karşısında olduğu kişiyi tir tir titretirdi ama, 13’e ağzının payını veren Barton oluyor… Partiyi terk eden Barton‘ın peşine düşen çete(!), motorlara atlayıp Barton’ın sahibi olduğu havaalanına gidiyor.

Size bir sorum var!

Şuraya bir parantez açmak istiyorum: Doktor’un yol arkadaşlarına “çete, aile, en iyi arkadaşlar” demesine uyuz olan sadece ben miyim? “Yol arkadaşı” kelimesi çok mu eskidi, antika mı oldu? Yol arkadaşı demeyi özledim, yol arkadaşı kelimesini duymayı özledim. Çeteymiş, bırakın ya…

“Sportif olmak ya da olmamak”

Barton’ın havalanmak üzere olan uçağına koşarak yetişen çetemiz, uçağa biniyor ve asıl bomba tam da bu noktada patlıyor! O‘nun koşma becerisinin farkında olan Doktor, koşamadığını görünce afallıyor. Pencereden görülen TARDIS ise kalp atışlarımızı hızlandırıyor… Soruyoruz kendimize: O, aslında O mu? O! Hiçbir şeye anlam veremeyen 3 etkisiz elemanın saçmasapan soruları heyecanımızı baltalasa da, keyfimizden pek bir şey götüremiyor. Aslına bakarsanız ben ne heyecanlandım, ne de keyiflendim. Efendi‘nin Sacha Dhawan tarafından canlandırılacağı ve 12. sezonda görüleceği söylentisini haftalar öncesinden biliyordum.

Yine de iyi bir ortaya çıkıştı, hakkını vermek lazım.

Ama, Chibnall‘ın hayalkırıklığı yaratan ilk sezonundan sonra hayranları heyecanlandırmak için Efendi‘yi yeni sezonun hemen ilk bölümünde önümüze sunmasına ne diyeyim bilemiyorum. Umarım gereken heyecanı yaratmıştır bünyelerde. Jodie‘nin bölüm boyunca iyi olan oyunculuğu ise neden Efendi ortaya çıktığında Yaz ve Ryan‘ınki kadar amatörleşti, anlamak güç. Gerçi, Sacha‘nın oyunculuğu da yer yer kötüydü, özellikle Efendi rolünde. John Simm‘in deli hallerini taklit etmeye çalışmış da becerememiş gibi bir hava sezdim ne yazık ki…

O = Efendi!

Efendi!

Meğer Efendi, ajan O‘nun bedenini ve kimliğini almış, onun yerine geçmiş. Peki bu Efendi hangi zaman diliminden geliyor? Missy‘den önce mi, yoksa sonra mı? Kimilerine göre Missy‘den önce geliyor ve Missy’nin kadın bedenine geçmesinin ardında yatan sebep bu. Hatırlarsanız 9. sezon başında Clara‘yla konuşurken “Doktor’u küçük bir kız olduğundan beri tanırım” demişti.

Ben de şahsen ‘den önceki bMissyeden olduğunu düşünüyorum. Kimilerine göreyse, bu Efendi başka bir evrenden geliyor. Avustralya’daki evinde/TARDIS‘inde Doktor‘la alakalı bir raf dolusu dosya toplamış olması da bunun en büyük kanıtı… Bu da açıkçası mantıklı bir teori gibime geliyor. Peki siz ne düşünüyorsunuz?

Bu arada, Efendi‘nin Doktor‘a bölüm sonunda “Bildiğini sandığın her şey yalan.” dediğini de unutmayalım! Bu sizce ne anlama geliyor? Umarım sezon finaline kadar uzayan bir hikayeye bağlanır da, bu sezon doğru düzgün bir olay örgüsü izleyebiliriz.

İncelememi okuduğunuz için teşekkürler, haftaya görüşmek üzere…

Like this Article? Share it!

About The Author

22 yaşındayım. Diziyle 2010'da tanıştım. 2014'te düzenli olarak izlemeye başladım ve o zamandan beri hayranıyım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir