“UMUDUN SESİ” – 11×02 İNCELEMESİ

Published On 17 Ekim 2018 | By İrem Duygu Doğan | İncelemeler

Umudun sesi nedir, neye benzer? Biz Whovianlara iki şeyi ifade eder: İlki duyunca yerimizde duramadığımız jeneriğin, diğeri de bizi en olmadık ama en ihtiyaç duyulan yerlere sürükleyen TARDIS’in sesi. İlk bölümde ikisinden de mahrum bırakılmıştık. Belki bu yüzden başka bir dizi izliyormuşuz gibi hissettik, birbirimize yabancıydık. Neyse ki, çok geçmeden ikisine de kavuştuk. Artık önümüzdeki maceralara daha da hazırız.

Önceki sezonlarda jenerikten önce bölümden kısa bir kesit izlerdik. Yine öyle olacağını düşünmüştüm, bu yüzden direkt yeni jeneriği görmek beni baya şaşırttı. Jenerik hakkında söyleyebileceğim tek bir kelime geliyor aklıma, o da mükemmel. Klasik ve modern dönemin aynı yerde buluştuğu harika bir iş olmuş. Müzik de keza aynı şekilde. Yeni sezonda klasik seriden izlerin bulunması eminim diziyi uzun zamandır izleyen kitleyi memnun ediyordur. Ben bile, klasik seriyi izlememiş olmama rağmen, bildiğim bazı şeylerle karşılaşınca çok mutlu oluyorum. O yüzden, jenerik Doctor Who hayranlarının çoğundan tam puan almıştır diye düşünüyorum. 

Geçen bölümün sonunda Doktor’u ve arkadaşlarını uzayın derinliklerinde bırakmıştık. Bölüm de Ryan’ın bunu hatırlaması ve bir uzay gemisinde uyanmasıyla başlıyor. Gezegenlerarası bir turnuvanın finalistlerinden olan Angstrom, yarışmanın bir parçası olduklarını düşünerek Ryan ve Graham’ı kurtarıyor. Diğer finalist Epzo da Yasmin ve Doktor’u aynı düşünceyle gemisine alıyor. Yasmin yeni uyanırken, Doktor’un çoktan Epzo ile bir tartışma içine girmiş olması, aklıma Asylum of the Daleks‘ten bir sahneyi getirdi. Tımarhanede rahat dolaşabilmek için bileklik takılması gerekiyordu. Amy bilekliğini kaybedince Doktor kendi bilekliğini ona takmıştı. Amy de bunu fark edince “Zaman Lordu o. Eminim ihtiyacı bile yoktur.” demişti. 13’ün de herhangi bir yardıma yanındakiler kadar ihtiyaç duymaması bana o sahneyi hatırlattı ister istemez. 

Epzo, 13 ve Yasmin’in gemideki sahneleri başta olmak üzere, kullanılan çekim tarzı sanırım bölümde en sevdiğim şey oldu. Sanki bir oyunun içindeymişiz gibi hissettim. Gerçi bölümün konusuna bakarsak, cidden bir oyunun içindeydik. Yeni ekip, turnuvayı düzenleyen Ilin’in hologram çadırına girdiğinde olayın bir kısmını öğrenmiş olduk. Yüzlerce gezegenin, binlerce katılımcının yer aldığı yarışmanın son ayağındaydık. Yüklü bir para ödülü, Hayalet Abide‘ye varan ilk kişinin olacak ve turnuva sona erecekti.

Bu bölümdeki espri dozu öncekine kıyasla daha az olsa da, Doktor ve yol arkadaşlarının arasındaki komikli diyaloglar çok hoştu. Çok kısa diyaloglar olmasına rağmen Pisagor, dedikodu ve döviz kuru muhabbetleri dikkatimi çekmeyi ve güldürmeyi başardı. Yine kısa bir sahneydi fakat, “Nasıl bizimle aynı dili konuşuyorlar?” konusu da arada açıklanmış oldu. Detaylara önem veriyor olmaları güzel. Bu arada bu bölümdeki çeviriler de mükemmeldi. 

“Never even heard of ‘mooman beans’.” lafı başka türlü çevrilemezdi sanırım.

Ilin’in “Suya asla dokunmayın, gece seyahat etmeyin. Sabote etmek, öldürmek de yasak.” uyarılarını duyan finalistler yarışmaya hazırlanırken, Doktor’un kafasını kurcalayan bir sürü soru vardı. Bunlardan en önemlisi de her 1000 döngüde bir ortaya çıkan Hayalet Abide’nin ne olduğuydu… Aylardır görmeyi umduğumuz TARDIS‘miş meğerse! Sonunda görebildik kendisini.

TARDIS?!

Yol arkadaşlarını hala sevmekle sevmemek arasında gidip geliyorum. İlk bölümün heyecanıyla hepsini çok sevdiğimi söylemiştim ama, bu bölümdeki oyunculuklarından pek de memnun kalmadım.

Graham’la Ryan’ın arasındaki diyaloglar tatlı, sezon boyunca birbirlerine daha çok alışacaklarını umuyorum. Ryan’ın Danny kadar sinir bozucu ve gergin bir yol arkadaşı olmasından çok korkuyordum ama Chibnall bu korkumu boşa çıkardı. Yasmin hakkında söyleyecek pek bir şeyim yok ne yazık ki, sıralamamda hala en sonda yer alıyor. Keşke Yasmin yerine Grace yol arkadaşı olsaydı demekten kendimi alamıyorum.

Venusia Aikidosu!

10. sezonda 12’nin zamandan tasarruf etmek ve boş muhabbetlerden kurtulmak için birkaç kere kullandığı tekniği de gördük bölümde. Tabii aslında klasik seride, 3. Doktor’un kullanmaya başladığı bir teknik bu. (Keşke Doktor gelip bu Venusia Aikidosu‘nu bize de öğretse, değil mi?) Umarım klasik seri göndermelerini sezon boyunca görmeye devam ederiz. 

Yarışmanın son etabına geliyoruz, Harabe’ye. Karşımıza robot muhafızlar çıkıyor. 19 yaşında bir ergen olan Ryan, Doktor’u dinlemek yerine, oynarken uzmanlaştığını söylediği Call of Duty’ye güvenerek robot muhafızların üstüne yürüyor. Tabii bir yere kadar başarılı oluyor… Attığı çığlıklar on numaraydı!

Doktor’un ekibine verdiği ilk ders, silah yerine aklı kullanmak oldu.

Ryan: Planın ne, Doktor? 
13: Onları aklımızla alt etmek. 
Graham: Kurşunları akılla alt edemezsin. 
13: O dediğini tüm hayatım boyunca yaptım.

Jodie her zamanki gibi mükemmel, Doktor olmaya alışmış. Ama kendisinde sevemediğim tek bir şey var, o da soniği kullanışı. Bana yapmacık gelen tek davranışı o. Soniği kullanırken kollarını gerip poz kesmesi aşırı derecede irrite ediyor. Umarım önümüzdeki bölümlerde bunu yapmaktan vazgeçmiştir. Diğer Doktor’lar bunu yapıyor muydu hatırlamıyorum. 13’ünki kadar rahatsız edici olsaydı hatırlardım bence… 

Gece seyahat etmenin neden çok tehlikeli olduğunu anlıyoruz. Gündüzleri paramparça ve sıradanken, geceleri canlanıp insan avlayan bez parçaları (Remnantlar) bence çok yaratıcı bir düşman olmuş. Ama bölümde yer alan tek düşman bu bez parçaları değil. Geçen bölümde tanıştığımız Stenza‘yla bu bölümde de karşılaşıyoruz. Meğer, bilim insanlarını kaçırıp bu bez parçaları da olmak üzere çeşitli ölümcül mahlukat yaratmaya zorlayan Stenza’ymış. 

Moffat nasıl Sessizlik ve Ağlayan Melekler gibi düşmanlar yaratıp sevdirdiyse, Chibnall da kendi düşmanını yaratmaya çalışıyor besbelli. Stenza bana şimdilik Sessizlik veya Ağlayan Melekler kadar korkutucu gelmedi. Ama belli ki sezonun kötüsü olacak. Eğer Chibnall önümüze iyi bir hikaye sunabilirse neden olmasın? 

Stenza’nın verdiği zararlara Graham’ın ve Angstrom’un eşlerinin ölümü örnek verildi. LGBTİ temsil edilecek derken bu kadar kısa bir diyalog beklemiyorduk sanırım! Neyse, en azından korkulacak bir şey yokmuş, onu öğrenmiş olduk. Tabii önümüzde 8 bölüm daha var ama iki bölümdür korktuğumuz kadar olmadıysa, geri kalanında da olmaz diyorum ben.

“Zamansız Evlat!”

“Daha derinini, mazini görebiliyoruz. Zamansız Evlat. Kendinden bile saklı kalanı görüyoruz. Kovulmuş, terk edilmiş ve meçhul olanı.” diyor Remnantlar. Sizce kim bu Zamansız Evlat? Okuduğum yorumlarda Clara, Ashildr, Susan ve Jenny olabileceğinden bahsedilmiş. Ama bana kalırsa Doktor’dan bahsediliyor. Bu sahne bölümün en can alıcı ve merak uyandırıcı kısmıydı şüphesiz. 

Epzo bölümün başından beri sigara diye tutturdu, kurtulmalarını sağlayan da bu yapımı yıllar süren sigara oldu. Sahneler ilerledikçe öğrenilen tüm bilgilerin, sonunda bir işe yaraması güzeldi. 10. sezon finalinde 12’nin Siberleri soniğiyle patlatmasından daha gerçekçi, daha bilgiye dayalı bir sahneydi en azından.

Güzeller güzeli Hayalet Abidemiz!

TARDIS’e kavuştuk! Dizide herkesi herkesle yakıştırıyorlar malum, TARDIS’le 13’ü de birbirine yakıştıranlar olmuş. Bu yakıştırmayı ilk gördüğümde garipsedim, hala da garipsiyorum. Ama sanırım, bu dizide sonunda birbiriyle mutlu olabilen tek çift TARDIS ve Doktor olur. O açıdan haklılar. Sonuçta Doktor’un TARDIS’ten başka kimsesi yok. Ona evini hatırlatan, hatta evi olan tek şey TARDIS. Onun dışındakiler sürekli değişiyor, Doktor da dahil.

“Yeniden dekore etmişsin… Bayıldım!”

Ben pek bayılamadım yeni iç tasarıma ama, bu sevmedim anlamına gelmiyor. Çok tatlı ayrıntıları vardı. Antika mikrofon ve bisküvi veren pedal gibi… Ama şu küçük TARDIS heykelciğinden pek hoşlanmadım. Umarım bir işlevi vardır, yoksa orada bulunması bana anlamsız geliyor. Gidilen rotalara göre hızı/dönüşü değişecek mi mesela? Buna benzer (veya hiç alakası olmayan) bir işlevinin olmasını isterim. 

Yol arkadaşlarının oyunculuklarını sevemediğimi söylemiştim, kendilerinden en rahatsız olduğum sahne TARDIS’e giriş sahneleri oldu. Hiç de heyecanlanmış, dilleri tutulmuş gibi göremedim hiçbirini. İnsan önceki yol arkadaşlarının yaptığı gibi, içeri girdikten sonra dışarı çıkıp TARDIS’in etrafında bir tur dönmelerini istiyor. En azından ben istedim. Sonuçta, gelenek gibi bir şey oldu. Ama aradığımı bulamadım maalesef…

İncelememin sonuna geldik, umarım keyifle okumuşsunuzdur. Yeni bölümde sivil haklar konulu bir hikaye izleyeceğiz. Rosa Parks‘ın hikayesi sezonun en çok merak edilen hikayelerinden biri. İyi işlenmiş olması dileğiyle. Haftaya Çarşamba görüşürüz!

Like this Article? Share it!

About The Author

22 yaşındayım. Diziyle 2010'da tanıştım. 2014'te düzenli olarak izlemeye başladım ve o zamandan beri hayranıyım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir