“YARININ VERDİĞİ UMUT” – 11×03 İNCELEMESİ

Published On 25 Ekim 2018 | By İrem Duygu Doğan | İncelemeler

Her gün mücadele etmeye mecbur kalan bir kadının, mücadelesine devam edebilmesini sağlayan şey bu, yarının verdiği umut. Sonuçta, bugün işler yolunda gitmezse, önünde yarın bekler. Biz de bu bölüm, siyahiler için işlerin yolunda gitmediği bir zaman dilimine uğradık. Odağımızda ise bindiği otobüste koltuğunu beyaz bir yolcuya vermeyerek ayaklanmanın fitilini ateşlemiş olan Rosa Parks vardı…

1955.
Montgomery, Alabama.

TARDIS’in 9 (ya da Graham’ın dediğine göre, 14) denemeye rağmen ısrarla Sheffield’a gitmemesi Doktor’u sinir ediyor. Ama indikleri yerde artron enerjisine rastlıyorlar ve Doktor’un bunu araştırmaktan başka çaresi kalmıyor. “Elvis’i görebilir miyiz?” “Gerçekten 1955’teyiz!” gibi sevinç dolu sahnelerden sonra olayın ne kadar ciddi olduğu da aniden suratımıza çarpıyor. 

“Çek o pis ellerini karımın üstünden!”

Daha 1955 Amerikasında dolaşalı 5 dk olmuşken, Ryan buradaki gergin ortamdan nasibini alıyor. Düşen eldiveni sahibine vermek gibi masumca bir davranışta bulunmak isterken aldığı tepkiyle şok oluyor. Bölümü canlı olarak izliyordum ve Ryan’a tokat atılmasını hiç beklemiyordum açıkçası. Tabii ki beklenen bir sahneydi gittikleri dönemi düşünürsek, ama bu kadar erken yaşanmasını beklemiyordum diyeyim. Bu arada adamın Ryan ile Graham arasında ailevi bir ilişki olduğunu duyunca şaşırması da güzel bir sahneydi. Karısına dokunmasını istemediği siyahi adam nasıl olur da beyaz birinin torunu olurdu?

Adam ortamdaki tansiyonu yükseltecekken Rosa Parks’la karşılaşıyoruz. Bu sahnede aklıma 10 ve Donna’nın Agatha Christie ile tanışmaları geldi. 10&Donna ikilisinin tepkileri ne kadar doğal ve içtense, 13 ve ekibinin Rosa ile tanışmaları o kadar yapmacıktı. “Şaka!”, “Ciddi mi bu?”, “Harika!” tepkileri, bende bölümü kapatma isteği uyandırdı ne yazık ki. Aynısını geçen bölümde de yapmışlardı, o kadar yapay duruyor ki anlatamam. Umarım ileriki bölümlerde böyle davranmayı kesmişlerdir.

Artron enerjisini kullanan ve Rosa Parks’la bir derdi olan kötü adamımız: Krasko.

13 ve arkadaşları bir restoranda oturup, şahit olduklarına mantıklı bir açıklama bulmaya çalışıyorlar. Bu sahnede restorandakilerin koyu renkli insanlara karşı duyduğu rahatsızlık iyi yansıtılmış. Ama benim burada rahatsız olduğum şey, yüksek sesle ve aptala anlatır gibi konuşmalarıydı. Zaman yolcususunuz diyelim, birinin başına gelecek/gelmiş olan bir şeyden bahsederken bağıra bağıra mı konuşursunuz? Kimse de sormaz mı, “Siz ne konuşuyorsunuz?” diye? Sizi bilmem ama beni baya rahatsız etti bu sahne.

Restorandan atıldıktan sonra olayı araştırmak için gizlice bir otel odasına giriyorlar, çünkü görünürde oldukları her an tehdit altında olduklarını düşünüyorlar. Ki böyle düşünmekte de haklı çıkıyorlar. Ekibi takip etmiş olan bir polis onları kolaçan etmek için odanın kapısını çalıyor. Yasmin ve Ryan saklanmak zorunda kalıyor, Graham ve 13 de polisi oyalıyor. Şu 3 bölüm boyunca beni kendine bağlayabilen tek yol arkadaşı Graham oldu. 13 ile iyi bir ikili olduklarını düşünüyorum.

Sezonu benim için izlenebilir kılan iki kişi.

Doktor ve Graham polisi atlatmaya uğraşırken Ryan ve Yaz’ın ırkları yüzünden maruz kaldıkları şeyleri öğreniyoruz. Ryan’ın siyahi olduğu için zorluklar yaşadığını zaten hepimiz tahmin ediyorduk ama Yasmin’in zorluk yaşadığını nedense hiç düşünmemiştim. Meğer o da en az Ryan kadar ırkçılığa maruz kalmış. Yasmin’in Müslüman olduğunu da bu kısa muhabbetlerinde öğreniyoruz. Yasmin’e Bill’de olduğu gibi daha göründüğü ilk sahnede “Ben Müslüman’ım.” dedirtmediği için Chibnall’a teşekkür etmek gerek. Dizide eksikliği hissediliyordu sanırım, Müslüman yol arkadaşının… Ben istemesem bile çoğu Türk hayran Müslüman bir yol arkadaşı olmasını istiyordu. Sonunda kendisine kavuştuk. Chibnall’ın Yaz’ın bu durumunu kamu spotuna dönüştüreceğini düşünmüyorum. Ama yine de sezonun tamamını izlemeden konuşmamak gerek.

Yasmin: “Bana camiden dönerken terörist diyorlar.”

Polisten kurtulan ekip artık Rosa Parks meselesine girişiyor. Her yol arkadaşı yardımcı olabileceği konulara odaklanıyor. Graham’ın otobüs şoförlüğü bu bölümde de işimize yarıyor. Yasmin ve Ryan da Rosa’nın ev-iş adresini öğreniyor. Yol arkadaşlarının Doktor’a gerçekten yardımının dokunması güzel. 

2000 kişiyi katletmiş bir ırkçı?

Krasko bence harcanmış bir karakter. Neresinden tutsan elinde kalıyor. 79. yy’da 2000 kişiyi katledip cezasını çekmiş, sonra da “İşler burada sarpa sardı.” deyip Rosa‘nın otobüse binmesini önlemek isteyen biri olarak çıktı karşımıza. Silahını kaybetti, zaten kafasında insanlara doğrudan zarar vermesini önleyecek bir çip de vardı. Krasko da geçmişi ufak tefek değişikliklerle değiştirmeyi denedi… Ama motivasyonu tam olarak açıklanmadı, onu bunları yapmaya iten sebep kimseyi tatmin edemedi.

Bu arada, aranızda Stormcage‘i ve vorteks manipülatörünü duyup da aklına River Song veya Jack Harkness gelmeyen var mı? Hatta ben, Krasko’nun vorteks manipülatörünü River’dan aldığını bile düşünmüştüm. O yüzden laf arasında River Song’u duyacağız sanmıştım ama maalesef. Zaten sezon boyunca görmeyeceğiz, keşke laf arasında duysaydık adını. Bir de ne yazık ki, eski sezonlarda bolca kullanılan bu kelimeleri sırf söylemek için söylemişler gibime geldi.

“Artık görevimizin ne olduğunu biliyoruz…”

Tarihin akışını muhafaza edeceğiz. Değiştirmeyeceğiz, onu tahrip etmek isteyen birine karşı koruyacağız…” Bu sahnede Jodie bana Doktor olduğunu hissettirdi, böyle sahnelere çok ihtiyacımız var… Bu cümleleri duyan yol arkadaşları, olayın olması gerektiği gibi yaşanması için işe koyuluyor. 3 yol arkadaşının faydasını da bu bölümde görmüş olduk. Her biri kendine farklı bir görev edindi. Ryan yine eline silah almaktan kendini alıkoyamadı. Krasko’yu def etmek istedi ve başarılı da oldu. Ama Ryan her defasında eline silah almaktan çekinmeyen biri mi olacak? Krasko’yu göndermek de bu kadar basit mi olmalıydı ayrıca? Bilemiyorum Altan…

Graham ve Ryan otobüs şoförünün otobüsü süreceğinden emin olurken, 13 ve Yasmin de Rosa’nın o otobüse binmesi için uğraşıyor. Her şey yolunda gider gibi görünürken, Krasko’nun uğraşları az da olsa fark yaratıyor…


Rosa Parks otobüse biniyor, James Blake otobüsü sürüyor. Ama otobüs tam olarak dolmuyor. Doktor ve yol arkadaşları da otobüste bulunmak zorunda kalıyor. Burası bölümün en can alıcı sahnesiydi desem, kimse itiraz etmez herhalde. Rosa’ya yardım etmek yerine, hepsi bu olaya tanık olmak zorunda kalıyor. Aralarında en çok Graham’a üzüldüm. Çünkü Graham orada bulunarak; Rosa Parks’ı idolü olarak gören, Graham’ın otobüs şoförü olduğunu duyunca “Umarım Yılan Blake gibi biri değilsindir.” diyen Grace’e ihanet ediyor gibi hissediyor. 

“Kalk ayağa.” 
“Kalkmak zorunda olduğumu düşünmüyorum.” 
“Ayağa kalkacak mısın?” 
“Hayır.”

Şu 3 bölümdür izlediğimiz en güçlü sahne sanırım bu. 13’ün “Ben Doktor’um.” sahnesini bile gölgede bırakan bir sahneydi. Andra Day’in Rise Up adlı şarkısı da sahneye çok yakışmış. Zaten bu şarkı, siyahilerin bir nevi marşı haline gelen bir parçaymış. O yüzden bölüm sonunda kullanılmasının çok şık bir hareket olduğunu düşünüyorum. 

Gelecek bölümde örümceklerle dolu bir Londra göreceğiz… Şahsen ben çok da rahat olmayacağım izlerken. Ayrıca önümüzdeki bölümde Yasmin’in ailesiyle tanışma fırsatını da yakalayacağız. Umarım incelememi keyifle okumuşsunuzdur. Haftaya Çarşamba görüşmek üzere.

Like this Article? Share it!

About The Author

22 yaşındayım. Diziyle 2010'da tanıştım. 2014'te düzenli olarak izlemeye başladım ve o zamandan beri hayranıyım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir