DÜNYANIN SONUNA YOLCULUK – 1×02 – ”THE END OF THE WORLD” İNCELEMESİ

Published On 13 Mayıs 2018 | By Orkhan Mansurov | İncelemeler

Görsel efekt, müzik, kadraj gibi şeyler benim için geri planda kalan şeyler. Bir eser tüketirken en çok dikkat ettiğim üç şey var: karakterler, hikâye ve tutarlılık. İlgi çekici karakterler, güzel bir hikâye varsa ve bu hikâye tutarlı bir şekilde ilerliyorsa hiçbir şeye takılmam. Bunlardan biri eksik olduğunda ise tatmin olmam çok zor. İlk bölüm Rose ve Doktor karakterleri ilgimi yeterince çekmişti. Kendi içerisinde tutarlı olan hikâyesi çok da tatmin etmemişti doğrusu ama karakterler o kadar ilgimi çekiyordu ki, bu karakterlerin daha iyi hikâyelerde kullanılabileceğini düşünerek devam ettim seriye. Ve dizi daha 2. Bölümünde beni tam anlamıyla tatmin etmeyi başardı. Sevgili okurlar, The End of the World bölüm incelemesi ile karşınızdayız.

Dizi ‘’plastik mankenler canlanıp dünyayı ele geçiriyor’’  ile başladı ve hemen bir sonraki bölümde Dünyanın sonuna gitti. Sadece genel olarak bakıldığında bile dizinin ne kadar geniş bir skalaya sahip olduğuna bir delalet bu.  Karakterlerden başlayalım. Ana karakterlerimizi iyice irdeleyip, yan karakterlerle ilgili iki kelam edelim.

Doktor ilk bölümde zaten dikkatleri üzerine çekmişti. Bu bölüm ile birlikte karakter biraz daha derinleşti, arka planını biraz daha merak ettirdi ve verdiği karar  ‘’sana bir şans vermeye geldim, Nestine’’ demekten çok farklıydı. Öncelikle bölüm boyunca Rose’un sorduğu ‘’kimsin, nereden geldin?’’ sorularından kaçan Doktorun bir Zaman Lordu olduğunu bölümün en önemli yan karakterlerinden biri olan Jabe sayesinde öğrendik. Jabe bize bu bilgiden daha fazlasını verdi. Bir savaş olduğunu ve Doktorun ırkının o savaşta yok olduğunu söyledi. Doktor buna bir damla gözyaşı ile karşılık verdi. Çünkü o sırada güneş filtresi kalkıyor ve insanlar tehlike içerisinde. Evet, kendi hüznüne üzülmek yerine zor durumda olan insanlara yardım etmeye çalışıyor. Neden diye sormanın bir anlamı yok. Çünkü karakterimiz Doktor ve o her zaman bunu yapar. Doktor bölüm boyunca seyircilerin bir kısmının gülünç, bir kısmının garip bulduğu ağaç kadın Jabe ile flört ediyor. Bu detay bile kendisinin biz insanlardan ne kadar farklı olduğunu gösteriyor aslında. Öncelikle Jabe’in ve onun yanında diğer insanların ölümüne sebep olan Cassandra’nın önüne çıkan Doktor ona hiç acımıyor ve ölmesine müsaade ediyor. Son anlarda ben de Rose gibi ‘’dersini almıştır, Doktor, kurtar onu’’ desem de Doktor yine farklı olduğunu gösteriyor. Demek ki, karakterimiz Superman değil. Ahlak anlayışı biraz farklı. Bunu çözmek için bile diğer bölümleri merakla izlersin

Doktor iyi, güzel karakter de bu bölümde en çok sevdiğim karakter Rose oldu açıkçası. Rose’un ilk sahneden son sahneye kadar verdiği bütün tepkiler, söylediği tüm replikler bir seyirci olarak beni yansıttı diyebilirim. TARDIS’e adım atar atmaz geleceğe gitmek istemesi, Dünyanın yok olacağını öğrendiğinde verdiği tepki, çeşit çeşit uzaylı yaratıklara verdiği tepkiler, zaman geçtikçe evine özlem duyması, üzülmesi çok güzel detaylar. Ve tabi sonda Doktorun geçmişini öğrendikten sonra elinden tutup ‘’sen ırkını kaybettin, ben de yaşadığım Dünyanın nasıl son bulacağını biliyorum. Hadi cips yiyelim ve TARDIS’e geri dönelim’’ demesi Rose karakterini güzel bir şekilde oturttu kafalarda.

Yan karakterlerden Jabe hakkında zaten ufaktan konuştuk, Boe’nun Yüzü ile ilgili ilerde daha detaylı konuşuruz. Bu bölümde en önemli yan karakterimiz Cassandra’ydı.  Kendisi insanlığın yeni ve farklı formlara büründüğü 5.5/Apple/26 senesinde (günümüzden yaklaşık olarak 5 milyar sene sonrası) safkan kalmaya özen gösteren varlıklı bir beyaz kadın. Estetik ameliyatlarla incelmiş ve bununla övünen biri. Para için içinde bulunduğu uyduyu sabotaja uğratıp kendisini rehin olarak göstermek ve tazminat almak niyetinde. Ama belirttiğimiz gibi, Doktor engel oluyor ve canlıların hayatına kıydığı için ölmesine müsaade ediyor.

Hikâye ve tutarlılık konusunda pek fazla bir şey söylemeye gerek yok sanırım. Yakaladığım bir tutarsızlık olmadı ve hikâyesini de beğendim. Dizinin hemen ikinci bölümde iddialı bir şekilde Dünyanın son gününe gitmesi ve kapalı mekânlar, teatral kostümler ve çekimlerle bize bir hikâye sunmasını çok sevdim. İzlediğimiz hikâye 40-45 dakika içinde yaşanan olayları anlatıyor. Ama karakterin bir birilerine söyledikleri replikle bize Doktorun geçmişinden tut da insanlığın 5 milyar yıl sonra ulaştığı forma kadar birçok bilgi veriyor, Doctor Who evrenini daha iyi tanımamıza, kendimizi içine dâhil etmemize yardımcı oluyor.

Hoşuma giden ve zekice bulduğum iki detay var. İlki TARDIS’in insan beynine girerek, konuşmaları o insanın ana diline çevirmesi. Bilim kurgu çok severim, çok da izlerim. Çoğu zaman bu detay atlanır. Bazen bakarsın bir sahnede 3 farklı ırk var ama hepsi İngilizce konuşup anlaşıyor. Douglas Adams’ın Babil Balığı ile bu sorunu kolayca çözdüğünü Otostopçunun Galaksi Rehberi serisinde görmüştüm. Doctor Who’da da böyle bir detayın atlanmadığını görmek beni çok tatmin etmişti. Diğer beğendiğim detay ise psişik kâğıt oldu. O da bana çok zekice düşünülmüş, prodüksiyon gerektirmeyen ve çok kullanışlı olabilecek bir detay gibi gelmişti.

Sevmediğin hiçbir şey yok mu bu bölümde diye soracak olursanız. Açıkçası yok. Çok zorlarsam bir detay buluyorum. O da Tekrarlanan Mim’in Yandaşları’nın kostümleri. Siyahlar içinde altın kolye ile sahneye girince bir pislik yapacakları belli oluyor zaten. Ama genel hikâyeye baktığımızda zaten ana kötümüz Cassandra ve onu gizlemek için de böyle bir seçim yapılmış olabilir.

Genel olarak bu bölümü çok sevdim. İlk bölümün kat kat üzerinde bir bölümdü benim için. Son olarak bölümden en sevdiğim repliği yazıp bir sonraki bölüm incelemesine kadar kendinize iyi bakın demek istiyorum.

Asla imkânsızı düşünerek zamanını harcama. Belki o zaman hayatta kalırsın.

İlk sezon favori bölüm sıralamam:

  1. The End of the World
    2. Rose

Like this Article? Share it!

About The Author

Ben Orkhan Mansurov. Öğrenciyim, bilimkurgu okumayı, izlemeyi severim. Doctor Who ile 2016'da tanıştım ve evrenine hasta oldum. Doctor Who izlemeyi, izlediğim şeyler üstüne konuşmayı, coşkumu insanlarla paylaşmayı seviyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir